YuvarlakDünya

Yuvarlak Dünya, ne kadar yuvarlak birde bizim açımızdan bakın

Genel

“IN GOD WE TRUST” ve/veya 1 Dolar “Adam”ı çarpar mı?!

“IN GOD WE TRUST” ve/veya 1 Dolar “Adam”ı çarpar mı?!”Gerçekte iktidar, ancak karşıtların uzlaştırılması yoluyla, sonsuza dek elde tutulabilir.”George Orwell (Bin Dokuz Yüz Seksen Dört)…SÖYLEM’METREHaber şu:Erdoğan: Kampanyalara kulak asmayın onların Dolar’ı varsa bizim de Allah’ımız var şu:”IN GOD WE TRUST”   şu:So what?!Din üzerinden siyaset yapan sadece Ankara’dakiler mi?!Nüans?!Allah, “Allah’la aldatanı” çarpar mı, çarpar!Ama çarptığını gel de görmeden inanmayan sade vatandaş’a anlat!Ezcümle:1 Dolar çarpar mı?!Görmeden inanmayan vatandaş için cevap’lar yek tek ortada!Nokta….DURUM ANALİZ1 ABD Doları aldı baş’ını gidiyor!Euro ise İngiliz Sterlin’i ile kafa kafaya1 ABD Dolar’ı; 4, 5, 6, derken 7’ye göz koydu.Quo vadis?!El cevap:Bir dönem’in sonu!Yani?!Perde önünde atışan, perde arkasında ne isterlerse veren, verilen siyaset oyun’unda kanlı final vakti!Ankara istiyor ki, eskiden olduğu gibi atışsınlar! “Ey Batı, ey ABD” vb diye posta koyup taban’daki desteğini korusun!Buna karşılık, perde arkasında ne istiyorlarsa verilmeye devam edilsin!Nüans?!Bıçak sırtı?!Küre’de Neo II. Dünya Savaşı’nı aratmayan bir saflaşma var.Ankara eksen’i Çin’e, İran’a, Rusya’ya (ŞİÖ) kaydırıyor!Yani?!”İran’la savaş güncesi” şaka değil!Ne var ki, Ankara hayata “pembe gözlük”le bakmaya devam etmek istiyor.Pollyanna?!Ne var ki, işdünyası batak’ta!Yani?!Ankara üzerinden, İsrail / İran makas’ı kapsamında sorgulanan sermaye!(Yes / No!)Hasılı:Neo Lale Devri’nin kanlı finali ve/veya kerahat vakti. PATRON’a ayaklanması.Erdoğan son’baharı.Nokta….OKUR YORUMDeniz‏ :1789 fransız ihtilâli, 1923 cumhuriyetin ilanı.. Lâiklik..(…)El cevap:Sayın Okur;İstanbul’un fethi Avrupa için önemli!Vatikan’a karşı duran (seküler) yapı nefeslenmiştir.Vatikan’ın baskı yaptığı adres’ler Kanuni dönemi dahil olmak üzere koruma altına alınmıştır.Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen birçok özellik “İskender” için de söylenir.İçeriden açılan kapı olmasa İstanbul çok kahramanca savaşılmış olsa da fethedilebilir miydi?!1789 Fransız İhtilali, Karanlık Engizisyon günlerinin içinden gelmiştir.J. J. Rousseau’nun yazdığı iddia edilen kitap’lar da o “aydınlanmacı” mutfaktan çıkmadır.1776, Avrupa’daki baskıdan kaçanların ABD üzerinden dünya’ya ilan ettikleri bir “belge ise ön kopyası 1453’te, yine aynı (seküler) Avrupalı adres’in katkısı ile İstanbul’da, Fatih Sultan Mehmet’in eli ile ilan edilmiştir.1789 Fransız İhtilali ile seküler ulus devlet dönemi başlamıştır, Aydınlanma’ya binaen!II. Mahmut’tan bu yana devam eden, Namık Kemal’in satırlarında yükselen “kurtarıcı” Mustafa Kemal, çağ’ın ruhu’na hitap eden duruş’u üzerinden yükselmiştir.”Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” diye tanımlanan Padişah, ki bu tanımlama İslam’da şirk’e girer, Vatikan’dan alıntı bir sıfat’tır, yerine seküler / laik yönetim şekli!Sekülerizm Avrupa için olmazsa olmazdır; çünkü Kilise “Tanrı” adına güç kullanmaktadır.Borç alan emir de alır’dan mülhem; Padişahlık makamı, Vatikan’ın emrine girdiğinde Osmanlı için bir başka son!Çağ’ın ruhu “Aydınlanma” ise Gazi Mustafa Kemal o süreç’in içinden geçerek geldi.İttihat Terakki’nin programında yazılı olan değişim / dönüşüm satırları, bugünkü AB uyum yasalarına benzer.2018 real politik’te çağ’ın ruhu nedir ne değildir?!El cevap: 1453, 1776, 1789, 1923, aynı (seküler) çizgi’nin uzantısı.Selamlar.HM…ARŞİV’DEN (13 Eylül 2011 tarihli) KİTAP ÖZETİKitabın adı: Jean Jacques Rousseau (Huzursuz Dahi) Leo DamroscheÇeviri: Özge ÖzköprülüTürkiye İş bankası Kültür YayınlarıI. Baskı, Mayıs 2011566 sayfa!Fiyatı: 32 TL(…)Sayfa 5:Babası, François’in doğumundan yalnızca üç ay sonra “İstanbul’a gitmek üzere yola koyuldu ve ‘Sultan’ın saatçisi oldu. (En azından anlattığı hikaye buydu!)(…)Sayfa 7:Küçük çocuğun yaşamında önemli rol oynayan bir kadın daha vardı; kendinden yalnızca 16 yaş büyük ve bir ayakkabı tamircisinin kızı olan dadısı veya Jacgueline Faramand!(…)Sayfa 13:Baba öğüdü: Jean – Jacgues, aime ton payi (ülkeni sev)!”(…)Sayfa 16:Dünyada bir çocuktan daha aciz, daha güçsüz, çevresindekilere daha muhtaç, merhamete, sevgiye ve korumaya daha çok ihtiyaç duyan bir varlık var mıdır?(…)Sayfa 22:İlki meşhur fense, yani kıçına yediği şaplaklardı. Bir gün ufak bir yaramazlık yapan oğlanlar, matmazel Lambercier’nin şaplaklarına maruz kalmışlardı. Jean – Jacques şaşkınlıkla bunlardan hoşlandığını fark etmişti: “Yaşadığım acıda ve hatta utançta, bu cezayı aynı kişiden yeniden görmeye ilişkin korku değil, istek duymaya yol açan bir şehvet sezdim.”(…)Sayfa 22:Kamçılanmanın insanı tahrik edebileceği fikri, sefih kişilerin çoğunun bundan zaten zevk aldığı 18. Yüzyılda yeni bir düşünce değildi. Bir polis raporu, Rousseau’nun sonradan Paris’te tanıştığı ve hoşlanmadığı filozof Helvetius’un, kocalık görevini ancak karısının hizmetçilerinden biri o esnada orada bulunup onu kamçılarsa yerine getirebildiği bilgisini içeriyordu.(…)Sayfa 33:İlkel insanlara dair kuramını oluştururken, onları “düzenli çalışmaktan ölesiye nefret eden” aylaklığın doruğunda insanlar olarak tahayyül etti. En önemli kitaplarını kaleme alırken bile “gelişigüzel çalışmasına yol açan miskinliğinden” hiç vazgeçmedi.(…)Sayfa 48:Misafirhanede yaşadığı en önemli tecrübe, oldukça rahatsız edici bir tecrübeydi; çirkin, pis, leş gibi tütün kokan ve sözde Mağribi olan gençlerden biri cinsel girişimde bulunup, Rousseau’ya öpücükler kondurmuş ve yatağına girmeye çalışmıştı. Rousseau, onu başından savmak için elinden geleni yaptıysa da…(…)Sayfa 48:Rousseau’nun hayatının geri kalanında en ufak bir homoseksüellik belirtisi karşısında telaşa kapılması, çok sayıda yorumcunun hemen bastırmak zorunda kaldığı homoseksüel duyguları olduğundan şüphelenmesine yol açtı. Hayran olduğu erkek dostlarına karşı güçlü bir sevgi beslediği doğrudur.  Ne var ki, onun için zaten cinsel birleşmenin kendisi korkutucuydu ve bünyesinde tutkulu duygularla fiziksel ürkekliği bir arada barındırıyordu. “Misafirhanede cinsel ahlaksızlıkların en iğrenç ve en anormal hallerine maruz kaldı.”(…)Sayfa 49:Aydınlanma çağı düşünürlerine nazaran aşırı hassas bir yaklaşım olduğu kesindi. Örneğin Voltaire, Alexander Pope’a ve annesine açıkça, “Okuldayken Cizvitler beni o kadar çok taciz etiler ki, yaşadığım sürece etkisinden sıyrılamam” demişti. Rousseau’yu en çok hayal kırıklığına uğratan, misafirhanenin yetkililerinin tavırlarıydı. Yaşlı başrahibe ona, bu konuda sessiz kalmasını söylemişti ama onun en azından “Kahrolası pis canavar” diye fısıldadığını duymuştu. Ona, donuk bir tavırla olayı boş yere büyüttüğünü söyleyen ve hatta zevk almış olabileceğini ima eden erkek idareci, daha da kötüydü. (…) 21 Nisan’da (misafirhane), oraya vardıktan 9 gün sonra Protestan inancından vazgeçtiğini ve yalnızca iki gün sonra da vaftiz edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. (…) Kutsal Engizisyon Kurulu’nun piskopos yardımcısı Rousseau’nun yeni inancını sınadı ve belli ki, aldığı yanıtlardan tam olarak tatmin olmadı.(…)Sayfa 55:Ölen kadının eşyaları derlenip toparlanırken, Rousseau hoşuna giden küçük, gümüş bir kurdele gördü ve kurdeleyi aşırdı. Kapsamlı bir envanter dökümü yapıldı, kurdelenin eksikliğinin farkına varıldı, uşakların eşyaları arandı ve kurdele onun odasında bulundu. Rousseau, bütün ev halkının önünde yapılan sorgulamada kendini savunmak zorunda kaldı. Marion adındaki, çekimine kapıldığı genç ve güzel aşçının verdiğini söyledi. Bunun üzerine Marion oraya getirilir, “Şeytani bir arsızlıkla söylediklerimi yineledim ve kurdeleyi bana verdiğini itiraf etmesini” söyledim. Kızcağız bana şunları söyledi: “Ah, Rousseau! Senin iyi bir insan olduğunu sanmıştım. Beni çok mutsuz ettin ama yine de senin yerinde olmak istemezdim.” Sonunda Marion’un suçlu olma ihtimalinin daha yüksek olduğuna kanaat getirildi ve ikisi de kovuldu.(…)Sayfa 56:“Herkesin orada bulunması, pişmanlığıma ağır bastı. Cezalandırılmaktan korkmadan yalnızca utançtan korktum, ama utanç beni ölümden, suçtan, dünyadaki her şeyden daha fazla korkuttu. Gözüm herkesin içinde hırsız, yalancı ve iftiracı ilan edilmenin korkusundan başka hiçbir şeyi görmedi.”(…)Sayfa 58:Kıçını yabancılara gösterme dürtüsüne kapıldı ve bir gün, bir grup genç kadının toplandığı bir kuyunun yanında bunu gerçekten yaptı. Kadınların bazıları güldü, bazıları çığlık attı ve Rousseau koşarak oradan uzaklaştı.(…)Sayfa 94:Rousseau yine ılık bir akşamda daha da kötü bir tecrübe yaşadı. Yakışıklı bir papaz… O gece bazı girişimlerde bulundu…(…)Sayfa 99:“Maman” dediği Madam Warens, ancak Paris yolculuğunun yarattığı kargaşadan ve işverenlerinin kuşkularından da tahmin edileceği üzere, “hükümet casusu” olarak günler sona ermişti, yine de maaşını korudu.(…)Sayfa 103:Düşünceler, pratikle birleşince net fikirler değişiyor ve insan kendine saygısını arttıran kestirme yolar icat ediyor.(…)Sayfa 110:Rousseau (Anne dediği) madam Warens ile yatmaya (seks) başladı. Doyuma ulaşırken aşk özlemiyle yanıp tutuşuyordu.(…)Sayfa 111:Bu arada üçlü ilişki, Rousseau’nun sonradan hatırlamak istediğinden daha fazla gerilime yol açmayı sürdürüyordu.(…)Sayfa 115:Rousseau’nun gördüğü kadarıyla, önünde yalnızca üç gerçekçi seçenek bulunmaktaydı: İlki, çok talep gören ve taşra kentlerinde fazla rekabet içermeyen müzik öğretmenliğine devam etmekti. İkincisi, sahip olduğunun farkına vardığı güzel yazı yazma yeteneğinden faydalanarak seçkin birinin katibi olmaktı. Üçüncüsü ise genç bir beyefendinin öğretmenliğini üstlenmekti.(…)Sayfa 117:Rousseau, birçok ülkede başı kanunlarla belaya girmiş becerikli bir serseri olan Bagueret’nin Kral’ın gizli casusluğunu yaptığını ve muhtemelen madam Warens ile bu sayede temasa geçtiğini fark etmemiş olabilirdi.(…)Sayfa 129:Rousseau, 1737 Haziran’ında, 25 yaşına basmadan bir gün önce, gizli mürekkep yapmak için bilimsel bir deney yürütmekteydi; bu mürekkep normalde görünmez olacak ve “gizli” bir kimyasal aracılığıyla görünür hale gelecekti. Kimyasallar patladı, Rousseau geçici körlüğe yakalandı ve zehirli karışımın bir kısmını yuttu. Ölmek üzere olduğuna inandığından vasiyetnamesini yazdı.(…)Sayfa 131:Madam Warens’in gizli casusluğuna devam etmeyi umduğu fikrini doğuruyor. Hem ayrıca, gizli mürekkebin amacı neydi?(…)Sayfa 152:Mösyö Mably’nin şarap mahzenine girmeyi ve arada sırada “Arbois’den gelen çok güzel beyaz şaraptan” bir şişe aşırmayı alışkanlık haline getirdi. Yalnız başına yemek yemekten memnundu ama boş şişeler bulundu ve şarap mahzeninin anahtarı elinden alındı. Rousseau bir kere daha ufak hırsızlıklara başvurmuştu ve tıpkı Ducommun’un elmalarında olduğu gibi, bu hırsızlıklar, şayet sıradan bir çalışan olmasaydı, zaten en baştan hak olacak lezzetleri sahiplenmek şeklinde ortaya çıkmıştı.(…)Sayfa 158:Genç yazarlara verme alışkanlığını edindiği öğüdü vecize halini almıştı: “Başınızı defne çelenklerine, burnunuzu ise darbelere cesaretle sunun!”(…)Sayfa 159:“Isır onları!”(…)Sayfa 162:“Zengin ve güçlü kişilerin, acıdıklarını iddia ettikleri mazlumların elinden bir dilim çavdar ekmeğini bile kaptığı gizli adaletsizlikler” bulunduğunun farkına vardı.(…)Sayfa 174:Şöyle popüler bir deyiş vardır: “Sabahları biraz ayin, akşamları biraz sohbet, geceleri de biraz kadın!”(…)Sayfa 177:Rousseau’nun cinsellik içeren durumlarda utanıp sıkılması, karşısındakinden gerçekte tatmin olmasını sağlayacak şaplakları isteyememesi ve hissetmesi gereken arzunun neden kısa devre yaptığını açıklama dürtüsüne kapılmasıydı.(…)Sayfa 189:Dostlarının o korkunç çamaşırcı Therese ile gülünç evliliğini onaylamadığını görebiliyordu.(…)Sayfa 190:Gizli ilişkilerini başladıktan yaklaşık bir yıl sonra Therese hamile olduğunu açıkladı ve 1746’nın sonunda ya da 1747’nin başında bebekleri dünyaya geldi; doğrum tarihinin kaydı tutulmamıştır, hatta bebeğin cinsiyeti bilinememektedir. Bebek hemen Hopital des Enfats – Trouves adlı hayırsever kuruluşa bırakıldı, tıpkı sonradan dünyaya gelen dört bebek gibi! Rousseau, söylendiğine göre gayrımeşru çocuklarından bir şekilde kurtulmaya alışkın olan, Madam la Selle’in hovarda müşterilerinin tavsiyelerine kulak vermişti. Bu sır açığa çıktığında, çocuk yetiştirme kitabı yazarı olarak ünlenmişti ve açıklaması gereken çok şey vardı.(…)Sayfa 194:İtiraflar’da, “Jean – Jacques hayatında bir an için bile duygusuz ve merhametsiz bir insan, acımasız bir baba olmadı” dedi. Ne var ki, suçluluk duygusundan hiçbir zaman kurtulamadı ve bu, yaşamın merkezinde yer alarak ve içini kemiren bu rahatsızlık haline geldi.(…)Sayfa 214:Tilkinin her şeyi, kirpinin ise önemli bir şeyi bildiğini söyleyen Yunan atasözünden yola çıkılacak olursa, Diderot tilki, Rousseau ise kirpi gibiydi. Rousseau tartışmalarda daima yavaş kalırdı, çabuk heyecanlanır ve medeniyetin insanın içindeki iyiliği yozlaştırdığına ilişkin görüşü, ömür boyu ortaya koyduğu eserlerin temelini oluşturdu. (…)Sayfa 231:Köy Kahini’nden sonra onu ücretsiz giriş hakkı tanıyan Paris Operası bu ayrıcalığı geri çekti ve bir rivayete göre Rousseau orada boy gösterdiğinde “Arkasına tekmeler yiyerek” dışarı atıldı. Rousseau, insanların onu öldürmek için suikast planları yaptıklarına inanıyordu; saldırgan bir kalabalığın onu itip kaktığı ve öfkeli orkestranın protesto olarak onun kuklasını astığı kesinlikle doğruydu.(…)Sayfa 231:Müzikte özgürlük, duygu özgürlüğünü gerektirir, duygu özgürlüğü beraberinde düşünce özgürlüğünü getirir, düşünce özgürlüğü eylem özgürlüğüne yol açar, eylem özgürlüğü ise devletlerin yıkımı anlamına gelir. Dolayısıyla, eğer krallığımızı korumak istiyorsak, operayı olduğu gibi bırakalım.(…)Sayfa 294:Rousseau şu yanıtı verdi: “İncil yüzüne tokat yiyen bir insanın diğer yanağını çevirmesini buyurur ama af dilemesini buyurmaz. Hayatımda bir daha asla Paris’e gitmeyeceğim ve beni bir filozof değil de kaba saba, münzevi, dik kafalı bir insan yaptığı için Tanrı’ya şükrediyorum.”(…)Sayfa 301:Babası Isaac Rousseau’nun “Jean – Jacques, aime ten pays (ülkeni sev) diye bağırdığı şenlik gibi “Söylediğim bütün güzel şeyleri” diye yazdı, Cenevreli bir arkadaşına “Je le tiens de mon payss (Ülkemden aldım).”(…)Sayfa 303:(Jeanfoutre ya da Jean – baş belası) Anavatanına ihanet eden hainler asılmalı!(…)Sayfa 313:Rousseau, “Zenginlikten nefret ediyorum ve zengin olmamı sağlayacak yollara da tenezzül etmiyorum” dedi. O andan itibaren halkın ilgisi ona odaklandı, çünkü bu gerçekten duyulmamış bir şeydi.(…)Sayfa 332:16 ay gibi inanılmayacak kadar kısa bir süre içinde baskından üç başyapıt çıktı. 1761’in Ocak ayında Julie, 1761’in Ekim ayında Emile ve 50 yaşına basmadan iki ay önce, yani 1762’nin Nisan ayında Toplum Sözleşmesi. Kendini profesyonel bir yazar olarak değil, verecek mesajı olan bir insan olarak görüyordu ve bu mesajın içeriğini sırayla kişisel ilişkilerde, eğitimde ve politik yaşamda aradı. Rousseau’nun şöhreti, bu unutulmaz kitaplarla eşi benzeri görülmemiş boyutlara erişecekti.(…)Sayfa 336:Ben öğrencime çok uzun, çok zor ve sizin öğrencilerinizde kesinlikle olmayan bir sanat öğretiyorum, cahillik sanatı… Siz bilgi veriyorsunuz, iyi güzel ama ben bilgiyi elde etmenin yollarıyla ilgileniyorum.(…)Sayfa 341:“Kafamızda yarattığımız hayali, bu hayali yansıttığımız özneden daha çok severiz. Şayet sevdiklerimizi olduğu gibi görseydik, dünyada sevgi diye bir şey kalmazdı.”(…)Sayfa 350:“Terimi kesin anlamıyla ele alacak olursak, gerçek bir demokrasi asla var olmamıştır ve asla da var olmayacaktır.”(…)Sayfa 351:“Kanunlar daima malı ve mülkü olanlara yararlı, hiçbir şeyi olmayanlara ise zararlıdır.”“Önemli bir kişi alacaklılarını soyunca ya da başka bir belaya bulaşınca cezasız kalacağından daima emin değil midir? Oysa o kişi soyulduğunda polis hemen harekete geçip onun şüphelendiği masumlara ıstırap çektirir.”“Her devlette egemenlik halka aittir ve hakları elinden alınamaz.”15 yıl sonra Thomas Jefferson, “Bu gerçekleri tartışmasız doğru kabul ediyoruz, bütün insanlar eşit yaratılmıştır ve yaratan onlara ellerinden alınamayacak belirli haklar bahşetmiştir” demiştir.(…)Sayfa 358:Rousseau, güçlü dostlarına güveniyordu ama kendini güvende hissetmesinin bir başka sebebi daha vardı: Kitaplarını genel prensiplerle sınırlı tutmuş ve Fransa’nın iç politikasına karışmaktan kaçınmıştı!(…)Sayfa 365:“Sanki polisler devamlı arkamdaydı ve o gece penceremin altından bir ulak geçince, beni tutuklamaya geldiğini sandım.”(…)Sayfa 374:Rousseau kadınsılaşan giyim tarzı ile meşgaleleri konusunda açık bir yorumda bulundu: “Geçmişin anılarını silmeye çalışıyorum. Uzun bir cüppe giymeye başladım ve bağcık yapıyorum. İşte beni yarı yarıya bir kadın gibi gördünüz, keşke hep böyle olsaydım!” O dönemde sık sık alıntılanan nükteli ifadesinde “Erkek gibi düşündüm, erkek gibi yazdım, beğenmediler, ben de kendimi kadına dönüştüreceğim” dedi.(…)Sayfa 377:“Etrafım casuslarla ve düşmanlarla sarılı!”(…)Sayfa 388:“Bir müzisyenin en büyük avantajlarından biri” diye yazdı bu kez “Duyulamayanı çizebilmesidir, oysa bir ressam görülmeyeni çizemez. Müziğin tablosuna uyku, gecenin süküneti, yalnızlık ve hatta sessizlik bile girer.”(…)Sayfa 393:“Hiçbir zaman bir bebeği yetimhane kapısına veya herhangi bir yere bırakmadım ve bıraktırmadım.” Bunun tek doğru yanı, bebeklerin içeriye alınmış olmasıydı.(…)Sayfa 402:Rousseau (ölen köpeği) Turc’un yerini dolduracak, Sultan adını koyduğu yeni bir köpek edinmişti.(…)Sayfa 430:İnsanların kötülükleri büyük ölçüde konumlarının sonucudur. Adaletsizlik ile güç el ele yürür; eğer zulüm gören kurbanlar olan bizlerde peşimizi bırakmayanların yerinde olsaydık, belki biz de onlar gibi tiran olacak ve zulmedecektik.(…)Sayfa 441:Grimm iğneli bir tavırla, “Eğer Mösyö Rousseau bir gün Papa seçilseydi, tövbe etmeyi yedi kutsal ayinin arasından çıkarırdı” dedi.(…)Sayfa 448:Rousseau bir kahindi! Benjamin Franklin ise bir arabulucu, bir kolaylaştırıcı!(…)Sayfa 449:Çağdaş Amerikan toplumu Rousseau gibi konuşurken, Franklin gibi yaşar!(…)Sayfa 453:Rousseau’ya karşı düzenlenen misilleme fırtınasından sonra Conti’nin kendi katılımını gizli tutması son derece önemliydi ve eğer Rousseau sorgulanacak olursa, bu durumu açığa vuracağı kesindi. Dolayısıyla Conti ile metresi Madam Boufflers, Rousseau’yu gözlerden uzak tutmayı kendilerine görev edinirlerken, bir yandan da Rousseau’yu, onun iyiliğini gözettiklerine inandırdılar. Belki gerçekten de buna inanıyorlardı ama bu Rousseau’nun paranoyak sanrılarının artmasına ve korkudan kendini kaybedecek hale gelmesine yol açtı.(…)Sayfa 457:Daima kendini düşünen Rousseau, Du Peyrou’nun bitkinliğini ve ölüm korkusunu hesaba katmadı. “O anda ona karşı beslediğim bütün sevginin, saygının ve şefkatin tamamen bittiğini hissettim.”(…)Sayfa 469:Yetkililer onu hapse atmak istiyorlarsa atarlardı; Rousseau bu son hesaplaşmaya hazırdı. Ancak aslında Conti, onların düşmanlıklarını fazlasıyla abartmıştı. Rousseau’nun sessizliğini koruduğu sürece, yetkililerin onu rahatsız etmek gibi bir arzusu olmadığı anlaşıldı. Buna rağmen Rousseau paranoyası bütünüyle yerleşmiş, vazgeçemeyeceği kadar derinlere kök salmıştı. Buna rağmen son yılları epeyce huzurlu yıllar olacaktı.(…)Sayfa 486:1783’te bir yazar, Rousseau’nun hayatının son dönemlerine dair bir iddiada bulunmuştur: “Rousseau, pour son petit ecu (küçük bir ücret karşılığında)” kendini kırbaçlatmak için Pelican Sokağı’na ve Maubuee Sokağı’na giderdi.(…)Sayfa 498:Rousseau’nun gerçekten Fransız Devrimi’nin bir nevi azizi halini aldığı 1794 yılında, naaşı görkemli bir törenle Paris’te yeni tamamlanmış olan Pentheon’a taşındı.(…)Sayfa 500:Rousseau asla bir sistem kurmak istemedi ve kurmadı da! Onun amacı, insan yaşamını böylesine güçleştiren ve geleneksel politika, eğitim ve psikoloji sistemlerinin çözüme kavuşturmaya çalışıp başaramadığı çelenkleri ortaya sürmekti.(…)KİTAP ANALİZSoru:“Taşıyıcı” olduğu anlaşılan, yani kendi üretmediği fikirleri mecburiyetleri gereği taşıyan ve aynı zamanda bir “istihbari obje” olan, “Fransız İhtilali’nin Aziz’i” ilan edilen tefessüh etmiş, cinsel ve ruhsal sapkınlığı olan Rousseau’ya atfedilen görüşlerin sizce gerçek sahibi kimdir?!a- Illuminati! Fransız ‘Aydınlanmacı’lar!c- Ay Işığı Cemiyeti’nin seçkin kökleri!d- Protestan ya da “Deist” ve/veya Seküler Almanlar!e- Hepsi“İstihbari darbe” ve/veya “İstihbaratlar savaşı” bağlamında bir başka soru:Demokrasinin 2000’li yıllarında “Küresel sermaye”nin “ulus devlet”lere ve/veya “insanlığa son veren, daha çok kar, daha çok kölelik, daha çok tüketim” temalı operasyonunda rol alan turkuaz renkli sözde aydın, sözde gazeteci, sözde politikacı, akademisyenleri kim ya da kimler kullanmış olabilir?!a- İngiliz İstihbaratı, MİT, KGB & FSBb- CIA, FBI, MOSSAD, BNDc- MİTd- Şeytan!e- HepsiHasılı:“Segui il tuo corso, e lascia dir le genti”!“Sen kendi yolundan git; bırak diğerleri konuşsunlar”!İlahi Komedya’dan bir replik olup, Karl Marx’ın Das Kapital’’inin “birinci cildi” de bu sözle başlar. ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”Nüans?!Post modern HAARP’te; İsrail / İran makası üzerinden…“Savaş karargahta kazanılır!”Sun Tzu”Taş devri, taşlar tükendiği için sona ermedi!”Nokta….24 Ağustos 2018